Taha's profile¤ ¤ tahala My Word™ ¤ ¤PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
¤ ¤ tahala My Word™ ¤ ¤Yeni Yıla Gireceğimiz Şu Günlerde Herşeyin Güzel Olmasını ve Allâh'u Tealadan Hayırlara Vesile Olmasını Dilerim... |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
9/18/2008 Lütfen 5 Dakikanizi Ayırıp Okuyun....Medyaya Karşı Nasıl Korunacağız ? Ne Zamandır Özgürlükten Yanasınız ? Bazı gazetelerin yazarlarına ve o gazetelere demeç veren kimilerine göre Başbakan'ın boykot çağrısı totaliter bir tavırmış, anti-demokratikmiş, basın özgürlüğüne aykırıymış, basına baskıymış. Niye ki? Bir izah etseler bende anlasam. Başbakan'ın bu tartışmaya bizzat girmekle akıllılık edip etmediği, bunun rasyonel bir davranış olup olmadığı, kullandığı üslubun yakışık alıp almadığı tartışılsa anlarım. Ama kocaman kocaman iddaalar nereden çıkıyor ve neye dayandırılıyor? başbakan bazı gazeteleri okumayın demiş, bu gazeteleri çıkaranları hapse atın, matbaalarına el koyon, mürekkep almalarını engelleyin dememiş. Bir siyasi lider olarak tabanına bu gazeteleri okumamaları çağrısında bulunmuş. Buna Hakkı yok mu? Niye telaşa kapılıyorsunuz? Herkesin Başbakan'ın bu çağrısına uyacağını mı zannediyorsunuz? Uyan da olur tersini yapan da. Hatta Başbakan'ı sevmeyenlerin bir kampanya başlatıp bu gazetelerin tirajını sıçratması daha muhtemeldir. Başbakan tabanı üzerinde bunu sağlayacak derecede etkili ise bunu zaten açık çağrıda bulunmdan da yapacaktır. Yani değişen bir şey olmayacaktır. Yani, Demirel üslubuyla söylersek, "telaşa mahal yok!"tur. Tamam, Başbakan tavrini gözdengeçirsin ama bu medya grubunun da tavrını gözden geçirmesi gerekmez mi: Önce şark kurnazlığını terk etmeleri iyi olmaz mı? Adını verdiğim gazete "Erdoğan'ın gazeteleri boykot çağrısı..." demiş. Benim bildiğim Erdoğan bazı gazeteleri boykot edin dedi bütün gazeteleri değil. Yani bu gazetenin bağlı buluduğu grubu kastetti. Ne oluyor, bu grup sadece kendi gazetelerini migazete sayıyor? Alın işte bende buradan aynı çağrıyı tekrarlıyorum vatandaşlarıma. Hatta öğrencilerime de söyleyeceğim derslerimde. Yalan yazan, kişik haklarına saygı göstermeyen, gazeteleri siyasetcçilere ve sıradan vatandaşlara karşı tehdit ve şantaj aracı olrak kullanan, basın özgürlüğünden dem vurup linç kampanyaları açan veya linç kampanlarını dektekleyen gazeteleri satın almayın. Ne yanlış var bunda? Bir vatandaş olarak buna hakkım yok mu? Gazeteler ve gazetecilik kutsal mı? Basın özgürlüğüne saygı göstermek demek gazetelere hiç karşı çıkmamak, onlara asla itiraz etmemek, ne yaparlarsa yapsınlar sineye çekmek demek midir? Bu grup ne zamandan beridir basın özgürlüğüne önem veriyor? Yıllardır uyduruk irtica raporlarında bazı gazete ve gazetecilerin "irticai", "mürteci" sıfatlarıyla damgalanmasına ne zaman itiraz ettiler? Yoksa, itiraz bir yana, bu raporları alkışlayıp raporlamayı teşvik mi ettiler? Bir gazet9enin sahibi bir namaz çıkışında "deprem Allâh'ın biz7*e cezasıdır" gibi bir şey dediği için hapis yatırılmadı mı? Bunu sağlamak için bazı gazete ve telivizyonlar ısrarlı ve bilinçli bir çaba sarf etmedi mi? Bir şarkıcı bir aykırı şey söyledi diye linç kampanyasına tabi tutulup ülkesini terk etmek zorunda bırakılmadığı ı? Bunu yapanlar bütün dillerin en güzel kelimesi özgürlüğü kendilerine isim olarak secenler değil miydi? Basın özgürlüğünde çok hassas olan bu gazeteler ve gazeteciler bu mağduriyetleri oluşturan süreçlerin yolrulmaz savaşcıları değil miydi? Bu gazeteler Genelkurmay'ın basın özgürlüğüne doğrudan aykırı akreditasyon uygulamasına karşı ne yaptılar? Herkesi sorguladılar da niye silahlı bürokratlara çanak sorular sormanın dışana çıkamadılar, "toplum adına" askerleri denetleme görevini yerine getirmediler? Buna cesaretleri mi bilgileri mi yetmedi? Yoksa niyetlerimi yoktu? Yoksa onların hedefi sadece politikacılar, özgürlükçü yazar ve akademisyenler, onlar gibi inanıp yaşamayanlar mı? Daha yakınlardan, daha taze bir olayı hatırlatayım. Haftalardır Sabah Grubu'na karşı bir batırma, yıkma kampanyası izleyenler kimler? Niye Sabah Grubu'na karşı kendileri boykot kampanyası başlattılar, günler boyunca köşelerinden kendileri gibi yayın yapmadığı için Sabah Gazetsi'ne saldırdılar? Onu ve çalışanlarını aşağadılar, karaladılar? Bütün bunlar basın özgürlüğüne aykırı değil miydi? Bu kampanyanın ayak sesleri neyin sesiydi? Faşizmin mi yoksa başka bir şeyin mi? Hiç süphesiz, demoktarik bir ülkenin temel gereklerinden biri hür basındır. Basın özgür olmalıdır. Sansürlenmemelidir. Engellenmemelidir. Bunun anlamı devletin elideki imkân ve araçları kullanarak yayın organlarını susturmaması, siyasi sebeplerle onların sahiplerini ve çalışanlarını cezelandırmamasıdır. Ama ya yayın organlarının kendileri basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü çiğnerse, korumasız insanlara karşı linç kampanyaları açarsa, yalan yanlış haber ve iddialarla kişilerin şeref ve haysiyetini incitirse, kişilikhaklarını bilinçli ve ısrarlı şekilde ihlal ederse ne olacak? Biz sıradan insanlar gazeteler ve televizyonların saldırı ve karamalarına karşı kim tarafından ve nasıl korunacağız?Gazetelerin tacizine uğrarsak ne yapacağız? Bir hayal dünyasından bahsetmediğimi bu ülkede yaşayan herkes biliyor. ben çok daha iyi biliyorum. Benim gibi insanlar ifade özgürlüklerinin medya tarafından engellenmesi ve kişilk haklarının tepe tepe çiğnenmesi karşısında ne yapacaklar, kendilerini nasıl koruyacaklar? PROF. DR. ATİLLA YAYLA Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi 5/19/2006 Bir Tutam Hatıradiyecek sözüm yok...
Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, ne de daha yasamadigimiz bu aski topraga gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim bende senin kadar endiseli... Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana, ama inandiramadim seni. Sen sorgularken beni kafanda ben gözlerinin içine bakiyordum. Bir tek sözün baglardi beni sana, oysa sen hep susmanin koynunda...
Askin içine bir kez girdi mi kusku teslim alir bedenleri de. Sütten çikmis ak kaşik degildim ama yalani sokmadim iki kişilik dünyamiza. O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasinda sekillendi. Nasil da güzeldi... Zaten varsin diye her sey güzeldi ama sen buna inanmadin. Ah bu sorular. Yasamak varken sevdayi delice, niye bogariz sorunlarla? Nasil ikna edebilirdim seni? Ben ask dedikçe sen dur dedin. Ben seninleyim dedikçe sen hayir dedin. Zaten az konusan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çikardin ortaya. Ben bir sey diyemedim. Ne kadar zarar vermisim sana meger... Nasil degistirmisim seni. Oysa hiç böyle düsünmemistim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi oldugundan farkli bir hala getirmek istemem. Ama öyle oldu iste. Demek ki gitmelerin zamani simdi. Çocukluguna siginir atlatirsin bu aciyi. Ne sevismelerimiz kalir aklinda ne sevda sözlerimiz. Rahat degilim diyordun ya rahat ol artik. Gülüslerini saklaman için bir neden kalmadi. Tedirginliginin sebebi de kalkti ortadan... Gidisim yürekten degil, zorunluluktan. Sanma ki bu sevdayi baska kimliklere tasirim. Sanma ki benden sakladigin gülüsleri yalanci yüzlerde ararim. Seni de götürürüm yüregimde. Yoklugunu tasirim. Bulup bulup kaybettim seni. Ne yazik ki toz-duman edemedim kuskularini, ne yazik ki kalamadin bana. Öpücügümün kokusu kalacak kapinin esiginde. Kokladikça bizi bir yanlisa mahkum ettigini anlayacaksin. SENiMi ALMA BENDEN
Bana geldigin gun,dun gibi degil mi? Bitsin diye sabirsizlandigim gunler sayende su gibi akmis gitmiste ben yeni farkina varmisim.. icim oylesine seninle dolmus ki nereye baksam senden birseyler var sanki oysa senin bana biraktigin sadece anilar var. Sen beni birakip gittiginden beri ben hic sensiz kalmadim biliyormusun? Sanki hep sen varmissin gibi devam ettim hayatima senin istedigin gibi yaptim saclarimi , senin istedigin gibi giyindim ve sen yokken ben hic sensiz disari cikmadim. Sevginle dolup tasan kalbimin acisini ne dindirir diye dusundum haftalarca hep senin gibi olmayi arkami donup gitmeyi istedim ama olmadi... Yasanmislari silip atmaya kiyamadim vefasizlik olurdu birakamzdim sevgini. Benim pesinden kostugum sevgimdi sen degildin bu yuzden hic gocunmadim sana yalvarirken ben senin degil sevgimin pesine dustum.. Senin benden kactigin hergun daha da uzaklastim senden ama sevgin hala icimdeydi bir gr eksilmedi ozlemin. Tenini,kokunu oyle ozledim ki sanki her an sana kavusacakmisim gibi heyecala tukettim saatlerimi.... Ama sen gelmedin....Artik sana don demiyorum demeyecegim de. Ben seni sevdim cok sevdim ama goruyorum ki sen o degilsin. Benim hayalimdeki insan beni hala seviyor hala ozluyor ... Donmen icin hicbir sebep yok ben seni sensiz yasamayi ogrendim artik, Senimi benden aldin.Sevgini almaya senin bile gucun yetmeyecek..! 5/7/2006 II. ABDÜLHAMİD HAN Kendini SavunuyorSULTAN ABDÜLHAMİD tahtan indirildikten sonra tarih ve gelecek karşısında kendisini savunmak ihtiyacını hissetmiş olmalı ki, daha Selanik'deki sürgün günlerinde bir kâtibe hatıralarını dikte etmiş, ancak haber alınır alınmaz müsvedde halindeki bu kâğıtlara el konuşmuştur. o gün bugündür bu hatıralar bulunamamıştır. Ancak Beylerbeyi Sarayı'nda Alatini Köşkü'ndekinden daha rahat ve gevşetilmiş bir nezaret altında hatıralarını yazdırmayı başarmış ve bunlar Ali Vehbi Bey tarafından Fransızcaya tercüme edilerek bastırılmıştır. Bunun dışında Atatürk'ün de hocası olmuş Osman Senai Bey adlı subayın terekesinden çıkan defterde İsmet Bozdağ tarafından yayınlanmıştır. Aşağıdaki sözler ölümünden 11 ay kadar önce yazdırılmıştır:
Abdülhamid Tarih Karşısında
14 Mart 1333 (1917)
Beylerbeyi Sarayı
Ne kadar garip bir tecellidir ki, amcam Abdülaziz Han'ı düşürmek için Avrupa'ya kaçana Genç Osmanlılar, eninde sonunda muradlarına ermişler, hem Abdülaziz Han düşmüş, hemde hemen peşinden açılan 93 Rus savaşı Rumeli'nin yarısını alıp götürmüştür. Tıpkı onlar gibi, beni düşürmek için Avrupa'ya kaçan Jön Türkler de muradlarına ermişler, beni düşürmüşler ve Cihan Savaşı'nda da Osmanlı İmparatorluğunu elden çıkarmışlardır.
Her iki gurub da memleketin okumuş yazmışlarını içine alıyordu. Her iki gurup Batıcılığa hayrandı. Her iki gurup da memleketin tek kurtuluşunun meşrutiyette görüyorlardı. Her iki gurup da emellerine ordunun bir parçasını vasıta etti. Her iki gurubun da dayandığı ordu içinden parçalandı. Evet, ne kadar daha garip bir tecellidir ki, ben bu olayların her ikisin de içinde yaşadım. Amcamın öfkeyle yapamadığını, ben sabırla yapmayı denedim. Amcamın ceza ile başaramadığını, ben bağışlayarak elde etmeye çalıştım. Ama yinede muvaffak olamadım!
Ve daha garip bir tecelliye bakınız ki, " Genç Osmanlılar"ı da. "Jön Türkler"i de Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak isteyen büyük devletlerin hepsi arkalıyorlardı! Bu devletlerin gözünde ümit bu grnçlerdeydi! Bunlaın dediği yapılırsa Osmanlı İmparatorluğu kurtarılacak, dediklerine kulak asılmazsa batacaktı! İki kere istemiyerekte olsa, dediklerini yaptık ve işti battık! Bari son kalan bir avuç vatan toprağında yaşayanlarının gözleri açıldı m?.... İnşallah!
Evladım sayılan bu vatan çocukları, benim, bir sarayın dört duvarı arasında gördüğüm hakikati koskoca yeryüzünü gezip tozdukları halde nasıl görmediler; nasıl görmediler de ecdad kanıyla sulanmış koskoca bir ülkeyi kendi elleriyle batırdılar!
Suçlamaya dilim varmıyor; fakat görüyorlardı ki, İngilizler, Fransızlar, Ruslar, hatta Almanlar ve Avusturyalılar, yani bütün büyük Avrupa devletkeri menfaatlerini Osmanlı mülkünün parçalanmasında bulmuşlardır; düşmandılar. Görüyorlardı ki, bu devletler birbirleriyle dalaşıyorlar ama Osmanlıları ülüşmekte anlaşıyorlardı. Anlaşamadıkları, kimin daha büyük parçayı yutacağı idi. Öyle olduğu halde, bu düşüncede olan devletlerin kendilerini arkalamalarından da mı bir manâ çıkaramıyorlardı?
Söyledim, yine söyleyeceğim; anlattım, yine anlatacağım, düşünmüyorlar mıydı ki, Osmanlı ülkesi birçok milletlerin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. Böyle bir ülkede Meşrutiyet, ülkenin unsur-ı aslisi (temel unsuru) için ölümdür. İngiliz Parlamentosunda bir Hindli, Afrikalı, Mısırlı; Fransız Parlamentosunda bir Cezayirli mebus var mıydı ki, Osmanlı Parlamentosunda Rum, Ermeni, Bulgar, Sırp, Arap mebusu istemeye kalkıyorlar!
Hayır bunca okumuş, düşünmüş, kendisini davasına vermiş vatan evlâdının cibiliyetsiz çıkacağını kabul edemem! Sadece aldandılar, derim. Aldandılar ama, cezalarını kendilerinden çok, aldanmayan milyonlarca masum vatan evladı çekti; hem öldüler, hem vatandan oldular!
Ölümünden 1 yıl önce, üstelik de 8 yıldır hemen hemen kimseyle doğru dürüst fikir teatisinde bulunmamış birisinin sözleridir bunlar. Hala ülkesinin selametine adanmışlık tüten bu satırları kaleme alan şahsın basit, sıradan mantıkla çözümlenemeyecek kadar karmaşık bir dünyası olduğu muhakkak. Bu satırları yazmak, hele kendisi tahttan indirildikten ve ülkenin bir felakete doğru gittiğini gördükten sonra dahi "eden bunlar" dememek, bu kadar insaflı bir dille konuşmak herkese nasip olacak bir ruh yüceliği değil çünkü...
Arkdaşlar artık Abdülhamid'e olan borcumuzu ödeme zamanı geldi sanırım. Aldülhamid Han'ı bize bu güne kadar hep yanlış tanıttılar. Biz, yeni yetişen nesillere gerçeği ve doğruyu anlatarak ona olan borcumuzu ödeye biliriz... 3/23/2006 İnlayan Nameler :)
Öylesine Bir Gündü , Yeni Değilde Sanki Geçmiş Günlerden Biriydi , Öyle Gibiydi ...
Kaç Gece Beklemiştim Seni , Kaç Gece Koynuma Hasretini Alıp Uyumuştum. Kaç Gece Yanlızlık Sancısıyla Kıvranıp Durmuştum. Öyle Acımasızdı Ki Geceler , Gökteki Yıldızlar Yüreğime Atılan Birer Taş Gibi Gelmişti Bana. Yine De Herşeye Değerdi Bekleyişim. Bütün Yollar Sana Çıkıyordu ;
Ama Ben Asıl Senin Yolunun Benimkiyle Kesişmesini Bekliyordum ...
Aylar Geçmişti Hep Vardın ; Ama , Birtek O An Yanımdaydın.
Biraz Yabancıydın Bana Biraz Tanıdık. Şaşkındık , Şaşkınlığımız Çok Fazla Yansıyordu Yüzümüze.
Göz Göze Gelmek Hiç Bu Kadar Zor Olmamıştı. Bir Bakıştan Bin Anlam Çıkarmak Buna Denirdi İşte. Yüzümüzde Birbirimize Ait İzler Arıyorduk Bakarken.
Ne Çok Duymuştum Sesini ; Ama , Sanki Sen İlk Kez Konuşuyordun. İlk Kez Söylediğin Cümleler Sahibiyle Bütünleşiyordu.
Düştükçe Gülüşün Yüzüne , Sessiz Olan Herşey Konuşmuştu İçimde. Yinede Sözler Bir Türlü Çıkmıyordu Ağzımdan. Oysa Boynuna Sarılıp " Sen Aylardır Beklenen, Sen Aylardır Özlenensin" Demek İstiyordum. Hava Serin Değildi Ama , Ben Titriyordum. Kelimeler Hiç Bu Kadar Zor Olmamıştı Bana. Ne Zaman Bir Şey Söylemeye Kalksam , Her Seferinde Birşey Oluyordu, Sözcükler Ağzımda Donuyordu.
Sıcaktın , Dokunmasan Da Yansıtıyordun. Biraz Önce Titreyen Ben Artık Terliyordum. Aşktı Bu Biliyordum Ama Bunu Kendime Bile İtiraf Edemiyordum. Farkında Değildin Belki , Belki Ben Belli Etmiyordum Ama Yıllardır Koruduğum , Yıllardır Kimseye Açmadığım Topraklarımı Çoktan Telim Almıştın Bile. Sınırlarımdan İçeri Girmiştin Bir Kere. Yüreğimin En Gizli En Kuytu Köşelerinde SEN Vardın Artık. İtirazsızdım, BElli ki Mutluydum. Belli ki Beni Şaşırtan Mutluluğun Ta KEndisiydi. Harfleri Tükenmez Bir Kavuşmanın Alfabesindeydim. Ve Ben Okumayı Sanki Yeniden Ögreniyordum. Şimdi Bu Sevdayı Bana Yaşattığın İçin Kendimi Şanslı Hissediyorum. " Ya Sen Olmasaydın" Diye Düşünmüyorum. Çünkü Sen Varsın. Çünkü SEn İçimdesin. Çünkü SEn Benim Hayat Kaynağımsın..
Biliyormusun Çölde Bulabildiğim Bir Avuç Su Olsan Bitmeyesin Diye İçmem Seni..
Nerde Olursan Ol Benimle Kal, Ben Bu Yürek Attığı Sürece SENİNLEYİM...
3/20/2006 Anket ve Ivır ZıvırZiyaret ettiğiniz için teşekkürler!
|
Güvenlik Sistemleri, Bilgisayar Satış, Web Tasarımı ile ilgili aradığınız her şey :)
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|